Ara

Önerilen anahtar kelimeler:

Ceylin Atay
Ceylin Atay
0 yorum 0 kayıt 0 beğeni 14 görüntülenme
GÜLÜYORUM YERKEN: Çünkü yemek sadece mideye mahsüs değil!

GÜLÜYORUM YERKEN: Çünkü yemek sadece mideye mahsüs değil!

“Yüzünle gül Liz. Zihninle gül.

Hatta karaciğerinle bile gül.”


Ye, Dua Et, Sev filmi, izleyenler hatırlar, Julia Roberts’ın canlandırdığı Elizabeth Gilbert karakteri ve bir Balili keşişin sözleri. Filmi izlediğimden beri bu sahneyi ara ara aklımda tekrarlarım. 

Karaciğerlerinle gül, Ceylin.

Bu aralar kendimi sabahın sekizinde, akşamın beşinde, hatta bazen sabahın sekizinden akşamın beşine kadar yüzüm düşmüş şekilde yakalıyorum. Kelimenin tam anlamıyla yüz kaslarım kendilerini aşağı doğru bırakıveriyorlar, yer çekimi yüzüme soğuk bir ifade bırakıyor, ve ben bunu hissediyorum.

Bir sebebi var mı diye sorarsanız…hayır yok.

Ancak yine de derinlerde bir şeyler var, biliyorum.

Pandemiden ötürü fazla dışarı çıkmadığım, hatta günleri çoğunlukta yalnız geçirdiğim için gülümseme alışkanlığımı kaybetmişim. Öncelerden en azından patrona, ayıp olmasın diye komşuya, manava, kasaba, eşe dosta yalandan da olsa gülerdim. Fakat benim “yalandan” diye tabir ettiğim ve -mış gibi yaptığımı gülüşler aslında gerçekmiş, en azından fiziksel olarak. Dr. Joe Dispenza’nın çok sevdiğim bir lafı var;

“Düşünce eyleme, eylem huya, huy da karaktere dönüşür.”

Bu denkleme göre çok gülümsersem, mizacı güleç bir karaktere dönüşürüm, bu da beni kısmen de olsa keyifli bir insan yapar.

Şimdi bana göre bu cepte.


Gelelim Liz’e ve gülen karaciğerine… 

Nasıl ki gülme eylemi mat pilatesi gibi günlük egzersizle karakterinize yapışıyorsa; gülmek, gülümsemek, kahkaha atmak da bağışıklık sistemine destek veriyor.

Dr. Hüseyin Nazlıkul M.D., PhD ve Louise Hay arasında uzun bir süre mekik dokuduktan sonra yiyeceklerin sadece bağırsak lara değil, bağırsak sağlığı vasıtasıyla tüm vücuda iyi geldiğini; yediğimiz yemeklere yüklediğimiz enerjinin de durumu bir o kadar etkilediğini öğrendim. Aslında burada simbiyotik bir ilişkiden bahsediyorum. Yani denklem şöyle çalışıyor; siz vücudunuzu daha az asitlendiren, sindirim sisteminizi zorlamayan, olabildiğince az kimyasal kapsayan, organlarınıza kapının anahtarı kadar iyi oturan besinler verirseniz fiziksel sağlığınızı güçlendiriyorsunuz. Fiziksel sağlığınız güçlendikçe psikolojik sağlığınız da düzeliyor. Ve tabii bunun tam tersi de aynı şekilde çalışıyor. Kısacası organlarınıza -beyinden deriye kadar geniş bir yelpazeden bahsediyorum- ihtiyacı olanları verirseniz, organlarınız da sizin ihtiyaçlarınızı maksimum seviyede geri veriyor. Fiziksel anlamda iyi hissetmeye başladıkça, ruhsal anlamda da iyi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu durumu alanda uzmanlaşan bir doktor gibi A’dan Z’ye anlatamam ancak sağlıklı bir bedendeki hormonların (mutluluk hissi verenlerden, keyif verenlere kadar), oksijen alışverişinin, stres tepkilerinin maksimumda hizmet verdiğini söyleyebilirim. Haliyle bu da temiz ye, temiz düşün felsefesini belirli yollardan destekliyor.


Peki Louise Hay işin içine nereden giriyor?

Kişisel gelişim uzmanı Louise Hay, her bir düşüncenin, kelimenin kendi enerjisi yani bir titreşimi olduğunu savunuyor. Bu yoğunlaştırılmış enerjiler tüm maddeleri ve madde olmayan şeyleri etkilediği gibi, aynı zamanda gelecekte yaşanacak, yani henüz gözle görülmeyen durumlara da etki ediyor. Basit bir örnekle açıklamak gerekirse siz bir yemeği yerken onun size iyi geleceğini düşünüyorsanız, o besinden maksimum yararı sağlıyorsunuz. Siz taze bir yemeğe şükürlerinizi sunarsanız aslında şükran enerjisi yiyorsunuz. Bununla ilgili su üzerinde deney yapan Masaru Emoto’nun harika deneyleri ve kitapları var. İnsan bilincinin suyun moleküler yapısı üzerinde etkisi olduğunu savuyor. Ve hipotezi yıllar içinde kapsamlı bir gelişim gösteriyor, inceleyin derim.

Size onu yiyin iyi gelir, bunu yemeyin kötü gelir diyemem; her diyet gibi tüm bunlar da kişiye özel ancak mutlaka vücudunuzu dinlemeyi öğreneceğiniz kaynaklar araştırın. Hatta mümkünse bir test yaptırın. Şunu da eklemeden konu kapatmayayı; geçirdiğim bu değişimi insanlara anlattığım zaman öncelerden “ay ben hamur yiyemeden duramam, peynirsiz ömür geçiremem” gibi serzenişler duyuyordum. Emin olun ki zaten size “Hayatın boyunca bir daha ıh-ıh, cık cık, no no, asla şunu yiyemezsin, bunu ASLA yapamazsın diyen uzmanlardan uzak durun. İnsanız, doğamız gereği, reklamlar gereği, iç güdülerimiz gereği, her şeyi geçtim sadece canımız istemesinden ötürü şunları yiyeceğiz, bunları yapacağız. Ancak işin kilit noktasını kaçırmadan - yani zaman zaman, bazı bazı ve işin dengesiyle.

Sosyal Medya

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.