Ara

Önerilen anahtar kelimeler:

HANİ BENİM "CİCİ" YEMEĞİM?

Yemek estetiği ve mükemmeliyet arayışını sorgulayan bir yazı. Yemeğin gerçek doğasına odaklanalım.

HANİ BENİM "CİCİ" YEMEĞİM?

Ceylin Atay
Ceylin Atay
0 yorum 0 kayıt 0 beğeni 4 görüntülenme
HANİ BENİM

HANİ BENİM "CİCİ" YEMEĞİM?

Yemek yemektir, bir gıda maddesidir, azıcık göze hitap etmesi dışında lütfen ondan estetiksel bir kaygı içinde olmasını beklemeyin.

Yemeği ‘güzelleştirmeyi’ anlayamıyorum.

Günümüzde yaşadığımız çaresiz mükemmeliyet arayışının yemek fotoğraflarında da aranmasını anlam veremiyorum. Fotoşoplanmış sosyal medya “bebekleri” gibi, topraktan çıkan gıda ürünün ‘güzel’ durması insani bir dürtü olamaz. Keza yıllarca sorgusuz sualsiz yenilen pazar ürünleri şimdilerde ‘normal’ ve ‘yamuk’ olarak farklı fiyatlarda satılıyor. Hiç yamuk havucun kilosunu yarı fiyata satan yerlere denk gelmediniz mi? Kısacası yamuğu aynı görevi görmüyormuş gibi usturuplu duran havuca da daha çok para vermeye hazır bir toplum yetiştiriyoruz.

Ben mesleğimin bir kolu olmasından ötürü yıllarca yemek stilistliği yaptım. Azıcık göze hitap edebilmesi için yemeklerin üzerine ayakkabı boyaları, jel silikonlar, mat verniklerin sürülmesine şahit oldum. Saatlerce mıncıklanmalarını, altına üstüne kürdan sokuşturmalarını izledim; ve inanın bana, yemeğin kutsal sayıldığı aileden gelen biri olarak, bunu yaparken fazlasıyla zorlandım. 

Ve bu yüzden son birkaç senedir büyük markalar ya da kontrolüm dışında olan çekimler için yemeği güzelleştirmek adına ‘makyajlamayı’ bıraktım.

Ben bu alandan uzaklaşmış olabilirim fakat bu çekimlerin hızı son yıllarda fişek gibi arttı. Yemek çekimleri yemekle uzaktan yakından alakası olmayan fotoğrafçı bir güruhun eline düştü. Işıklarla oynandı, arka plandaki negatif alanlar dolsun diye top karabiberler, alakasız proplar, içi geçmiş yeşillikler fırlatıldı. Yahu bazı keklerin kreması bilgisayar programlarında sıvandı, bazı makarnaların sosları sadece dijitalde yaratıldı. Böyle böyle derken yemekler Kardashianların tekrar ve tekrar dönüşümüne şahit olduğumuz estetik furyasına benzedi, yemek dediğimiz bu basit kavram tabaktan inip podyumlara girdi.

Yemeği “cicileştirmeyi” de anlayamıyorum.

Bu sentetiklik sadece görsel dilde kalmadı, durum daha vahim, o yapay görüntüye bir de minnoş mu minnoş bir dil yapıştırıldı.

Hep bir tatlılık, hep bir samimiyetsizlik ve gerçeklikten uzak sahte bir monolog yaratıldı.

“Taptazecik el yapımı yoğurdumuzla hazırladığımız, rengarenk meyvelerle buluşturduğumuz yeni granolamızdan tattınız mı?” (Mmm, hayır.)

“Kış aylarının vazgeçilmezi mis gibi leziz mi leziz domates çorbamızı bir de böyle deneyin!” (Neden ünlem ibaresi var; bu bir emir mi yoksa ivedilikle dikkat mi etmeliyiz?)

“Bugün Dünya Çikolatalı ama Beyaz Çikolatalı Kek günü-kalpli göz emojisi,dil çıkaran emoji, kek emojisi. Pratikliğiyle herkesin yüreğini pırpır eden tarifimizi gördün mü?” (Herkesin? Yüreğini? Pırpır?)


Tanıdık geldi mi?

Bu sentetik görseller ve metinler “yemek dergisi, yemek programı, yemek sayfası” adı altında görücüye çıkarıldı.

Ajanslar, reklamlar, haddi sayısını aşmış etkileşimciler de bu durumun tuzunu biberini koydu.

Ancak bir gün her şey, Alice’in tavşan deliğine düştü.

Hiçbir influencer gerçek, hiçbir restoran kaliteli, hiçbir yemek içeriğinin lezzeti inandırıcı gelmemeye başladı.

Büyük bir kavramsal boşluk, koskoca bir karnaval ve herkesin karnı aç.

Bir de iki yakanızı bir araya getirip gittiğiniz restoranlar ev kirası kadar hesap çıkarınca şaka, kaka oldu. 

Yemeği “doğru kişiden/yerden/mecradan” öğrenmeyi seçiyorum.


Olması gereken de bu!

İşin ehlileri mevcut.

Doğru yemek okulları, doğru yemek yazarları, doğru işletmeler var.

Bunları anlayabilmek için yukarıda bahsettiğim maddeleri gözden geçirin.

Eğer bir yer/kişi size yemeği güzellemiyorsa, ürünleri kilo kilo satmaya çalışmıyorsa, proteinlerin orasını burasını tokatlamıyor, üzerini çedar sosuyla sıvamıyorsa o yeri takibe alın ve bir süre görüş hizanızda bırakın.

Bir süre sonra halen istikrarını koruyorsa denemeye değerdir.


YEMEKLE İLGİLİ DİP NOT:

Tadım yaparken önce damağınızın, sonra gırtlak ve burun arkasında kalan notaların farkına varın. Bu konuda profesyonel olmanıza gerek yok, taze hissettiriyor mu, size sevdiğiniz bir tadı, anıyı, kokuyu anımsatıyor mu? Daha sonra bu bilgilerle beyninizin ve duyularınızın farklı bölgelerinde biraz araştırma yapın.

Tabaktaki mantığı, lezzetlerdeki matematiği anlamaya çalışın. Denge var mı? Yağlı bir balık kızartmanın üstüne taze limon sıkıyor musunuz? Diliniz hem sumağı, hem naneyi, hem pul biberi alıyor mu? Portakallı kekin kokusunu yememden önce kekten alabiliyor musunuz?

Keza siz tüketici olarak, günün en az 3 öğünü, içeceklerle beraber neredeyse 5 öğününü kullandığınız sektörü sorgulamazsanız, onlar yaptıklarını yapmaya, kandırdıklarını kandırmaya devam ederler.

Gastronomide çare, sizsiniz. 

Sosyal Medya

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.