ŞEFTALİ HAKKINDA
Bilim insanlarının Pliosen döneminden olduğunu düşündüğü şeftali çekirdeğine ait fosiller bize dünyadaki varlığının insandan çok önce yani yaklaşık 2.6 milyon yıl öncesine denk düştüğünü göstermekte. 1885 yılına kadar İran’dan çıktığı sanılan şeftalinin, ünlü botanikçi De Condolle’nin ortaya koyduğu kanıtlarla Çin’li olduğu tarihte kanıtlanmıştı. Şimdi biliyoruz ki şeftali, orta Asya üzerinden göç yoluyla Buhara, Keşmir ve İran’a Çin üzerinden yayılmış bir meyve. Miladi tarihin başlarında ise Roma’ya, aynı dönem Fransa ve İtalya’ya götürülmüş. Zaten sonrasında da tüm dünyaya hızla yayılmış. Çünkü lezzetli bir meyve, çünkü reçeli, tatlısı tadanları kendisine hayran bırakıyor. Günümüze kadar çeşitleri sürekli artırılan, sevilen bir meyve.
Şeftalinin beyaz, sarı ve kırmızı etli olarak Türkiye’de de 60 küsur çeşidi bulunduğu iddia ediliyor. Bölgesel olarak tüketilen türlerinin dışında bizler genellikle üç çeşidini pazarda görüyoruz. Halk arasında ‘domat şeftali’ denen ‘yassı şeftali’, çekirdeği kolay ayrılan ‘yarma şeftali’ ve çekirdeği etine neredeyse yapışık olan ‘et şeftalisi’.
Son bir kaç yıldır da sarı şeftali denen türü satılmakta. Dış kabuğu tek renk, koyu sarı bir şeftali bu. Görüntüde belki de pek albenisi yok. Kayısının hormonlusu biraz da solgunu gibi duruyor. Yaklaştıkça burnunuza şeftali kokusu gelmeye başlyor. Kokusu ve lezzeti gerçekten çok güzel, aroması yoğun, sulu ve bol etli bir şeftali. Akdeniz taraflarında yetiştişilen 'sarı yerli şeftali' uzun zamandır yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir tür.
Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!