ŞEFTALİNİN SIRLARI
Uyumlu, estetik, lezzetli ve ekonomik.
Hiç bir malzeme yok ki onu dışlasın.
Egosu yüksek çilolata bile...
Kimi meyve pişmeye gelmez, kimisi taze yenmez. Kimisi tatlıları sulandırır keke, tarta konmaz, kimisi fırında kek pişene kadar kurur, kavrulur. Kısaca her meyve her tarife eklenmez. Şeftalide ise durum farklıdır. O girdiği her tarife uyum sağlar. Mesela bir şeftaliyi rendeleyin, içine bisküvi kırıntıları koyup karıştırın. Şu an size baya baya bebek maması yaptım… Peki buna hayır diyecek var mı aranızda? Emin olun ben bu püreyi günün her saati bayıla bayıla yerim.
60 küsür çeşidi olduğu iddia edilmekte
1885 yılına kadar İran’dan çıktığı sanılan şeftalinin, ünlü botanikçi De Condolle’nin ortaya koyduğu kanıtlarla Çin’li olduğu tarihte kanıtlanmıştı. Şimdi biliyoruz ki şeftali, orta Asya üzerinden göç yoluyla Buhara, Keşmir ve İran’a Çin üzerinden yayılmış bir meyve. Miladi tarihin başlarında ise Roma’ya, aynı dönem Fransa ve İtalya’ya götürülmüş. Zaten sonrasında da tüm dünyaya hızla yayılmış. Çünkü lezzetli bir meyve, çünkü reçeli, tatlısı tadanları kendisine hayran bırakıyor. Günümüze kadar çeşitleri sürekli arttırılan, sevilen bir meyve.
Şeftalinin beyaz, sarı ve kırmızı etli olarak Türkiye’de de 60 küsür çeşidi bulunmakta. Bölgesel olarak tüketilen türlerinin dışında bizler genellikle üç çeşidini pazarda görüyoruz. Halk arasında ‘domat şeftali’ denilen ‘yassı şeftali’, çekirdeği kolay ayrılan ‘yarma şeftali’ ve çekirdeği etine neredeyse yapışık olan ‘et şeftalisi’.
Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!