LOS ANGELES'da GASTRO TUR
Yazı ve fotoğraflar, Nilay Şenel Nylund
Güney Kaliforniya’ya yaz çoktan geldi ve covid kısıtlamaları çoktan kalktı. Hala bazılarımız maskeden vazgeçmiyor olsa da sokaklar çok kalabalık. Covid döneminde ayakta kalmayı başarabilmiş restoranlar artık o kadar kalabalık ki dolup taşıyor. Ben de şimdiye kadar hiç olmadığı kadar farklı yerlere gidip yeni şeyler deniyorum ve sizler için bu sayıda farklı bölgelerden harika lezzetler ve resimler eşliğinde bu yazıyı yazıyorum.
Hafta başı ilk durağım, Los Angeles şehir merkezi oldu. Şehrin tarihi Broadway tiyatro bölgesi sokak sokak art deco binalarla dolu. Pek çoğu restorasyondan geçip eski ihtişamına dönüşerek kiralık daire veya işyeri olmuş. Bir de eski tiyatro ve sinema salonları var ki içlerini gezmeye doyulmuyor. Kimisi yine sinema salonu kimisinde büyük şirketler var. Bu binaların bazıları ise eski Hollywood filmlerinde pek çok sete ev sahipliği yapmış ünlü yerler. Bradbury binası bunların en ünlüsü ve en eski binası. Restorasyonun en güzel örneklerinden birisi ise Apple’ın satış mağazası olan Tower Tiyatro binası. Los Angeles’ın çok da bilinmeyen bir yönü işte burası. 40 derece sıcaklıkta sokaklarda kar gördüğünüzde lütfen şoke olmayın, burası Los Angeles ve her an önünüze bir film seti çıkabilir!
Şehirde çok zevkli art deco yürüyüş turları var ve sonunda karnınız acıkırsa o bölgenin eski depolarından şimdi farklı etnik yemek yerlerinin doldurduğu Grand Central kaçırılmayacak bir yer. Bu sefer önce Filipinlilerin enfes sebzeli, tavuklu pilavını denedim inanılmaz lezzetliydi. Adobe sosuyla pişmiş tavuk eti ve hafif yağda kavrulmuş pirinç pilavı içinde soğan turşusu, acı tatlı biberleri ve üzerinde mutlaka yağda kızarmış yumurtası. Yanında taze hazırlanmış greyfurt, portakal ve limonlu karışık maden suyu hepsi çok lezzetli. Tekrar tekrar gelinesi bir yer o kesin.
Bu şehrin bir de pupusas ekmekleri var çok ünlü; içleri peynir, kuru fasulye ve farklı malzemelerle dolu mayalı ekmekleri bunlar. Servis ederken de lahana, havuç karışımı incecik doğranmış lahana turşusu ile geliyor önünüze, ekmeğin üstüne döküp sulu sulu, acılı ekşili müthiş bir lezzet size. Tatlı severim! Ne yesem diye düşünürken aklıma Salvador mutfağının yağda kızarmış (plantain) iri muzları geldi. Marketten al yap o kadar kolay aslında, evde yapılabilecek basit bir tatlı.
Gün böyle güzel geçince eve dönmek uzun zaman alıyor maalesef. Covid döneminden sonra hemen eski yoğunluğuna dönen Los Angeles’ın ünlü saatler süren trafiğine takılıyorum ama dolu dolu geçirdiğim bu şahane güne değiyor.
Yazım burada bitmedi! Buraların hafta sonunu da yaşamak lazım!
Size yazmaya değer olsun diye - ki bu şehirde inanın yazmaya değen çok restoran var - hafta ortasında bir akşam yemeği için film stüdyolarının yoğun olduğu, evime de çok uzak olmayan bir bölgeyi seçiyorum. Trafikte sürekli zaman geçirmek yorucu bu yüzden yakın yerler iyi oluyor. Yalnız gezmeyi, restoranlara gitmeyi sever misiniz? Denemediyseniz mutlaka yapmalısınız. Özellikle çift gidip masa bulmakta zorlandığınız yerlerde tek başına olunca harika restoranın barında oturmak gerçekten müthiş keyifli oluyor. Zaten tek başıma masada oturmak da istemem. Bar en güzeli, yanınıza kim oturur, neler sohbet edersiniz, neler öğrenirsiniz o kısmı da bilinmez ama hep çok eğlenceli vakit geçirdiğim kesin.
Bu Cuma akşamı da ızgara ahtapot salatasını çok duyduğum bir yere gittim: The Front Yard. Servis edilen ahtapotun kalın bacakları lokum gibiydi, roka yanında parmak patateslerle geldi, tütsülenmiş toz tatlı biber sosuyla gerçekten nefis ötesi bir tabaktı. Yanına doymam diye - ki oldukça bol gelince doydum - hamburger de söylemiştim. Sohbete dalınca fark ettim ki bir saat geçmiş hamburger hala yok. Aslında bunu yazmazdım ama sonrası önemli bir ahlak anlayışı, yazılmaya değer: Anlaşılan hata yapmışlar ve hamburger çok geç geldi ve nazikçe “Özür dileriz, hamburgeri size fatura etmeyeceğiz” dediler. Birilerinin ahlaklı işletme mantığını feyz alması adına bunu anı olarak düşelim. Bu bekleyiş sırasında peki ben neredeydim neden fark etmedim? Yanımdaki hanımefendi ile yakınımıza oturan ama ismini hatırlayamadığımız film sanatçısının kim olduğu tahminleriyle başlayan çok güzel bir sohbet halindeydim. Dedim ya bar sohbetleri keyiflidir… Size siparişinizi bile unutturabilir.

İyi bir Pazar kahvaltısıyla noktayı koyalım isterim! Los Angeles’ın en güzel manzaralı sahilleri bana göre Malibu taraflarında, hafta sonu kahvaltı içinde mutlaka gidilmesi gereken bir yer, not edin: Malibu Pier Cafe, sahilden denize doğru inşa edilmiş geniş yürüyüş platformları çok yaygın burada, burası da en güzel manzaralı ve en lezzetli kahvaltılarıyla ünlü. Menüde sebzeler, organik ürünler ön planda, yeşil harissa soslu tavada yumurtam, içinde bolca hafifçe fırınlanmış kabak, kuşkonmaz, bezelye ve nohutla geldi, harikaydı. Sahilde zaman harcayıp geç saatlerde ise tatlı patatesli, pancarlı taco yedim iyi ki de yedim bunlarda harikaydı, şiddetle tavsiye ederim.
Buraya hemen yürüyüş mesafesinde Malibu Lagoon’a bakan ünlü Adamson evi var. Bahçesi, manzarası ve tabi ki evin mimarisi büyülü bir güzelliğe sahip. Camları, el yapımı seramikleri, kiremitler her şey çok estetik. Sahil sörfçüler ve pelikanlarla dolu bu sabah, bir de yunus gördük, şanslıyız!
Gezilecek, görülecek yeni ve hatırlanacak eski yerler öyle çok ki evde oturmak yok artık, eeee iki yıl bu dile kolay. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere.

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!